Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi...

 

Altı Türk ülkesi devlet başkanları ve üst düzey yetkililerinin katıldığı Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nin dokuzuncusu Nahçıvan’da toplandı. Adına “Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi” de denilen oluşuma, Taşkent’te yapılan dördüncü zirveye kadar “Türk zirvesi” deniyordu. Adı ve katılanları zamanla değişikliklere uğrayan Türk Zirvesi, önce “Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları Zirvesi”, sonra “Türkçe konuşan (Türk dili konuşan) ülkeler devlet başkanları zirvesi” oldu. Karşılıklı egemen eşitliğe ve saygı temeline dayanan zirve, ortak tarih ve kültürel yapıya sahip ülke cumhurbaşkanlarını bir araya getirmektedir. 1992 yılından beri belirli aralıklarla gerçekleştirilen zirvede Türk Dünyası’nın sorunları gündeme getirilmektedir.

2-3 Ekim 2009 tarihlerinde Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ndeki son toplantıda, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan en üst düzeyde temsil ediliyor.
Zirvenin 17 yıllık kısa tarihi, gelişim süreci hakkında ilginç bilgileri içermektedir. Zirvenin geleceği açısından öz olarak gelişimin gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır. Bilindiği üzere ilk zirve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın girişimleriyle 1992’de Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmiş, bundan sonra da Türkiye, düzenlenen 8 zirvenin 4’üne ev sahipliği yapmıştır.

İşlevselliği zayıf olan zirvenin 2000 yılına kadarki tüm oturumlarına altı ülke de devlet başkanları düzeyinde katılmıştır. Altıncıdan itibaren katılımda zayıflamalar, eksilmeler görülür. Özbekistan ve Türkmenistan bu tarihlerden sonra zirveye karşı soğuk tutum gösterirler. 2001 toplantısında iki devlet, önce meclis başkanları düzeyinde katılır. Bir sonra ve aralı gerçekleşen 2006 yılındaki 8. zirvede, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye devlet başkanı düzeyinde temsil edilirken, Türkmenistan büyükelçi düzeyinde temsil edilir. Özbekistan ise hiç katılmaz
(Tıkla: 1). Hâlbuki Özbekistan, kuruculardandır, 1996’da zirveye ev sahipliği yapmıştır. Üstelik İslam Kerimov, 1992’deki ilk zirveyi oluşturan altı liderden biridir. İlkler bilindiği üzere; Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov idi (Tıkla: 2). On yedi yıl önceki toplantıyı gerçekleştiren liderlerin dördü bugün hayatta değildir. Hayatta kalan sadece İslam Kerimov ve Nursultan Nazarbayev’dir. Nazarbayev, aksatmadan bütün toplantılara katılmıştır. Kerimov’un kendi büyüttüğü çocuğa sahip çıkmaması önemli bir durumdur. Bugüne kadar daha çok manevi hatta nostaljik irtibat gibi olan zirveye katılmama, gerekçesi ne olursa olsun doğru gözükmemektedir. Dört liderin toprak olduğu bir teşebbüsü, hayatta iken sahipsiz bırakmak uygun bir yöneliş olmasa gerektir.

Bütün bunlara rağmen Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye; diğerleri katılmasa bile 4’lü olarak zirveleri devam ettireceklerini belirtmişlerdir. Fakat, en üst çatı var ama çatıyı ayakta tutacak kısımlar yeterli değildir. Bu doğrultuda dört ülke 2008’de, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) adı altında yeni bir oluşumu canlandırmaya başlamışlardır
(Tıkla: 3). Bu yılki zirveyi olgunlaştıran çalışma da öncelikle TÜRKPA’dan gelmiştir. TÜRKPA ilk konsey toplantısını, zirve öncesi Bakü’de Azerbaycan Millî Meclisi’nde gerçekleştirmiştir. Azerbaycan Meclis Başkanı Oktay Esedov, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Kazakistan Meclis Başkanı Oral Muhamedjanov ve Kırgızistan Meclis Başkanı Aytibay Tagayev katılğı toplantıda, önceki zirvenin aksi olarak Türkmenistan ve Özbekistan Meclis başkanların bulunmamıştır. Burada dile getirilen temenniler, ilişki önüne gerilen engelleri aşacak yüksekliktedir. Esedov, TÜRKPA’nın Türk dili konuşan ülkeler arasında ilişkilerin geliştirilmesi ve ortak sorunların çözümünde önemli rol oynayacağını belirtirken bir acı gerçeği de vurgular: “Biz bugün her birimiz ayrı ayrı dillerde konuşuyoruz, inanıyorum ki bir gün biz aynı dilde konuşacağız ve bize tercüman lazım olmayacak.” (Tıkla: 4).

Kültür, medeniyet değerlerinde ortaklığı, aynı kökenden gelmeyi bir yana bırakın; sadece çıkarları bulunan ülkelerin birliktelikler oluşturarak güce erişmeye çalıştığı bir dünyada, uzun süren esaret döneminden sonra istiklâle kavuşan Türk Devletlerinin zirvesindeki kırılmanın sebebi ne olabilir? Önemli hedefleri olan zirvenin, altıdan dörde doğru gerilemesinin nedenleri nelerdir?

Burada ilk akla gelen Rusya’nın etkisi olmaktadır. Zaten daha önce bazı zirveler, Birleşik Devletler Topluluğu’nun (BDT) da aynı günlerde toplanması yüzünden ertelenmişti. Bişkek’te yapılan üçüncü zirvede, Kırgızların Manas Destanı’nı; Taşkent’te yapılan dördüncü zirvede Özbeklerin Emir Timur kutlamaları yıldönümünü zirve günlerine denk getirmesi, “zirvenin geri plana itildiği” yorumlarına sebep olmuştu. Destan veya tarihi liderlerin anılması niçin zirveyi gölgede bıraksın, diye sorulabilir. Türkiye’de Emir Timur’un, tarihi ilişkiden dolayı olumlu tanınmaması gölgeyi koyulaştıran unsur olabilir. Ama tarih, niçin güzel ilişkilerin önüne gerilsin ki? Olmuş, bitmiş araya asırlar girmiş bir olay bugünkü hayati gelişmelerin önüne gerilebilir mi? Öyle olsa idi, bırakın bir Timur olayı gibi münferit gelişmeyi, asırlarca Otuz Yıl, Yüz Yıl Savaşları, I.-II. Dünya Harpleri ile birbirinin boğazına sarılan Avrupa ülkelerinin, AB bünyesinde asla bir araya gelmemesi gerekmez miydi?

Özbekistan’la Türkiye’nin, ilişkilerini en alt düzeyde tutmasının sebebi, karşılıklı zihinlerdeki tortudan başka ne olabilir? Bu ilişki çapsızlığı, yıllık alış-veriş miktarlarına da yansımıştır. Giderek yükselen bir ticari grafiğin yerini, derin inişli bir çizginin alması, durumu ele verecek güçtedir. Diyelim ki, Türkiye ile Özbekistan’ın 1997’de 305.361 milyon dolar olan ticaret hacminin, 1999’da 146.616 milyon dolara kadar gerilemesi yeterince uyarıcıdır. 2004’teki, 1999’u katlayan yükseliş; ciddi, sabırlı çabaların ne kadar verimli olacağını vurgulamaz mı?

Birbiri ile “kardeş” ülkelerin irtibatlarını ele veren ölçek, elbette tek başına ekonomik veriler olamaz. Ama iyi ilişkilerin ekonomiye, eğitime, dayanışmaya, turizm vb. alanlara yansımaması o ilişki türünde bir yanlışlığın olduğunu düşündürmelidir.
İşte burada zihinlerdeki tortular önem kazanmaktadır. Dile vurgu yapan zirve için şu örnek basit görülmemelidir. Türk devletleri liderlerinin altı zirvesinde ele alınan konular, Türkçe ve Rusça iki nüsha hazırlanan bildirilerle duyurulmuştur. 1991’de bağımsızlığını kazanan Türk ülkeleri, aslında düşünce dünyalarında bağımsızlığı hazmedebilmiş, oturtabilmiş değildir. Toplantının adı, Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’dir ama Türkçe konuşan lider sayısı henüz çoğunluk değildir. Türk ülkelerinin genel işyerlerinde bile hâlâ anonslar Rusça yapılmaktadır. Okumuşlar kendi ana dilleriyle, halklarının dilleriyle değil işgalcilerin dilleriyle konuşmakta-yazmaktadır. Onun için Rusya ile irtibat, iki özgür ülkenin karşılıklı çıkarlarını geliştirmek üzere kurulmuş eşit ilişkiler olmamaktadır. “Birilerinin ne diyeceğini” düşünme, özgür düşünüp, karar almayı önlemektedir.

Onun için, sekiz toplantıda alınan kararlar, temennilerden öteye geçmemiştir.
Temenniler, aslında olmayacak şeyler değildir. “Kültürel ve ekonomik ilişkileri arttırmak, ortak tarihi mirası ortaya çıkarmak, öncelikli olarak enerji ve ulaşımda işbirliği, Türk halkları arasındaki yakın ilişkileri geliştirmek, cumhuriyetler arasındaki dostane ve yapıcı ilişkileri güçlendirmek, Türk dili konuşan ülkelerin uluslararası barış ve istikrara hizmet eden olumlu katkılarını artırmak, Türk coğrafyasını bir işbirliği, gönenç, istikrar ve barış bölgesine dönüştürmek, Avrasya gerçeğinin daha da güçlü bir biçimde algılanmasını sağlamak, Türk dili konuşan ülkelerin siyasal arenada ortak hareket etmesine katkıda bulunmak, ortak hareket ederek uluslararası platformlarda ve dünya jeopolitiğinde etkinliğini arttırmak”; Hedef olarak da “Daimi bir sekretarya oluşturmak, Türk dünyası ortak alfabesi geliştirmek, Türk lehçelerinin karşılaştırmalı sözlüğünü hazırlamak, ortak Türk tarihi kitabı oluşturmak ve ortak tarih müfredatı oluşturmak, ortak Türk Tarihi Enstitüsü kurmak, Türk dünyasını birbirine bağlayacak enerji politikaları oluşturmak, İstanbul-Almatı tren ve genel ulaşım ağına Bişkek’in dahil edilmesi ve Bakü-Tiflis-Ahıska-Kars demiryolu inşasına desteğin artırılması, İpek Yolu’nun gerçek anlamda yeniden canlandırılması, ülkeler arasındaki çeşitli alanlarda çok taraflı ve ikili işbirliğinin geliştirilmesi, ulaşım ve haberleşme projelerinin, ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, ortak kültür mirası eserlerinin korunması, onarılması ve tanıtılması ile ilgili ortak kurum oluşturmak, eğitim bakanlıkları ve üniversiteler arasındaki işbirliğin teşviki, karşılıklı burslu öğrenci değişimini geliştirmek, lise ve üniversitelerarası Öğrenci değişim ve dolaşım sistemi kurmak, Parlamentolar arası Asamblesi ve Parlamentolar arası ilişkiler enstitüsü kurmak, ülkeler arasındaki muhtelif bölgesel ve uluslararası sorunlar hakkında fikir alışverişinde bulunmak ve orta yol aramak.”
(Tıkla: 5). Asırlar süren tahribatın onarılmasını da öngören bu temenni ve hedeflerin hangisi kötü, olmayacak muhtevadadır?

Yalnız temenninin gerçek olması için kararlı, ayağı yere basan adımların atılması gerekmektedir. 1993’te Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) kurulmuştu
(Tıkla: 6). Bu yılki zirveyi önemli yapan da bu yöndeki yeni adımdır. Zirveden önce hedeflerden TÜRKPA’nın gerçekleştirilmesi, hedef çokluğu göz önünde tutulursa ortak çabanın artırılmasını gerekli kılmaktadır. Son zirvenin ileri adımı, Türkçe konuşan ülkeler platformunun daimi bir genel sekretaryasının oluşturulması kararıdır. “Ortak alfabe çalışması, Türk lehçeleri karşılaştırmalı sözlüğünün hazırlanması, ortak enerji politikasının oluşturulması, ulaştırma alanında işbirliğinin geliştirilmesi, bölgesel ve uluslararası sorunlar hakkında fikir alışverişinde bulunulması” gibi başlıklar bu yılın gündemini oluşturmaktadır. Türk, Azerbaycan, Ermenistan liderleri arasındaki ikili görüşmeler trafiği, bölgedeki bahar havasını artırmada etkili olacaktır.

Siyasi liderler, Türk dünyasını oluşturan toplumları birbiriyle sıcak ilişkiye geçirmede yeterli olmasa da kardeş toplumların birbirine ilgisi, zannedilenden çok da canlı ve sıcaktır. Diyelim ki, Türkmenistan’daki kitap fuarında Türk şirketlerine büyük ilgi gösterilmesi, Türk dizilerinin Kazakistan’da seyredilme rekorları kırması nasıl yorumlanacaktır? Bunlar, aradaki kültürel bağa vurgu yapan güncel gelişmelerdir. Tersinden bakılırsa, Özbekistan’ın Kırgızistan’a doğal gaz sevkıyatını durdurması; Orta Asya’nın en büyük nehri Amuderya üzerinde (Türkmenistan), Orta Asya’nın en uzun demiryolu köprüsünü Ukrayna’nın yapması, Türkmenistan’ın Rusya ile Hazar Denizi’nde 160 milyon ton petrol ile 60 milyon metreküp doğal gaz yatağını işletmek üzere anlaşma yapması; Türkmenistan’ın Millî Kütüphanesindeki 16. ve 19’uncu yüzyıla ait 50 bin civarındaki değerli eserin muhafaza ve yenilenme işini Amerika’ya havale etmesi, ilginçtir.. Diyelim ki, tarihi kitap restorasyonu işini, gerekli irtibatlar kurulsaydı tek başına Konya’daki Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi gerçekleştirebilirdi
(Tıkla: 7). Gündeminde sürekli ulaşım, enerji ilişkileri bulunan kardeş ülkelerin, gündemi gerçeğe çevirmeleri için daha almaları gereken çok mesafe bulunmaktadır.

Zirve bugüne kadar iki organizasyonu gerçekleştirmişti: Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı?, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (Türksoy). Nahcivan’da ikinci günü devam eden toplantıda alınması beklenen kararlar ise kurumsallaşma yönünden hepsinden önemli gözükmektedir. Bunların başında, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin oluşturulması gelmektedir. Aynı doğrultuda Nahçıvan Anlaşması uyarınca, Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Konseyi, Türk Dili Konuşan Ülkeler Dışişleri Bakanları Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Aksakallar Heyeti ve merkezi İstanbul’da olacak sekretaryadan oluşan düzenli bir danışma mekanizması da kurulacaktır. Düzensiz aralıklarla yapılan zirve toplantıları bundan sonra iki yılda bir düzenlenecektir. 2011 yılındaki zirve, Kazakistan’da tertiplenecektir.

Türkiye’nin, geçen ay Antalya’da ağırladığı Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov’u, zirveye üst düzey katılımının önemli olduğu yönünde ikna ettiği haberi iyi bir gelişmedir. Yardımcısını gönderme kararı alan Türkmen lider, ’tarafsızlık statüsü’nü gerekçe göstererek zirve sonunda imzalanacak Nahçıvan Anlaşması’na taraf olmayacak. Türkmenistan gibi Özbekistan’ın da, arzu ederse ileri bir tarihte Nahçıvan Anlaşması’nı imzalaması mümkün
(Tıkla: 8)
.

Zirve, altı Türk devleti ile yola çıkıp on yedi yıl sonra dört devletle yola devam ediyor görünse de muhteva itibariyle daha güçlenmiştir. Kurumsallaşma; platonik kardeşlik söyleminin yerini, işlevsel gelişmelerin alması anlamına gelmektedir. Rusya Federasyonu’nun bile, bünyesindeki Türk halklarını temsilen gözlemci olarak katılmak istediği bir zirveye, Özbekistan’ın uzun süre kayıtsız kalamayacağı tahmin edilebilir. Zirve, bir süre sonra diğer Türk devlet ve toplulukları liderlerinin de katılmasıyla zenginleştirilmek istenecektir.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 




+ Paylaş
Köşe Yazıları
Adalet, Amerikancılık Karmaşası...
Almanya’nın çok kültürlülük sınavı
Amerika ile ortaklığın maliyeti...
Asırlık takıntı...
Balkanlar’da Türk Kültürü...
Balyoz ve temizlik harekatı
Başsız insanlar, sahipsiz şehir
Bedeli niçin hep millet öder?
Bir Hicret Eri Olarak Mevlana...
Birlik Sendromu
Bugün Çanakkale muhabereleri olsa...
Chp de vefa duygusu sorunu
Chp ve Mhp tarihi tekerrür ettirir mi?
Darbe matruşkası
Demokrasiyi vesayetten kurtarabilir miyiz?
Dersim’i anlamak
Diyanet gençlik açılımı geciktirilmemeli...
Dtp muradına erdi...
Dünkü Gladyolar...
Irak, kapitalizmin demirperdesi
İçimize sinen ittihatçı gelenek
İslâm ülkeleri, sömürge yönetimleriyle hesaplaşmak zorunda...
Kaddafi’nin boy aynasına bakma gereği
Kaddafi’nin son kullanım tarihi veya İslâm ülkelerinin güç birliği zarureti...
Karikatürden kriz üretmek...
Kültürel vatanı korumak...
Muhteşem Yüzyıl ve kültürel hassasiyet sorunu...
Ne senaryosu, doğrudan komplo
Osmanlı barışına ihtiyaç...
Srebrenitsa
Travma
Tunus, Bin Ali Değil Batı Medeniyetinin İflas Yeridir
Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi...
Türkiye’nin Ermeni değil emperyalizm sorunu vardır...
Üç musibet, bir nasihat
Yol ve medeniyet...




SOSYAL VE BEŞERİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ

 

Anket

Türkiye’nin eğitim sistemi birlik ve bütünlüğü koruma konusunda yeterli midir?

Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin...
Bu sitenin tüm hakları saklıdır, sitede yer alan dökümanlar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...     bilgi@canerarabaci.com