Dtp muradına erdi...
Anayasa Mahkemesinin parti kapatma haberini dinlerken gözüm DTP ileri gelenlerinin yüz ifadelerinde idi. Yüzlerde bir üzüntü, keder, kahrolurcasına acı hissi veren bir ifade yoktu. Tersine, sanki bıyık altında gülmeye benzer his gizleme emareleri, gizli bir memnuniyet tarzı duruşlar vardı. Neden böyle?

Bunun birkaç sebebi olmalı. Öncelikle DTP, böylesine bir sonucu bekliyordu, onun için sürpriz olmadı denebilir. Bir diğer neden, parti kapatmaya alışkanlık. Zaten biri kapatılınca yedekleri olduğu gibi, siyasi yasak getirilmemiş olanlarla bir yenisini hemen kuruvermek pek de zor değil. Sembolleri, belli işaretleri kullandığınız zaman kitlenizi dağıtmadan üstelik daha da kemikleşmiş olarak etrafınızda toplayabilirsiniz. Diğer bir neden ise DTP’nin kapatılmayı istiyor olmasıdır. Çözümden değil, gerilimden, kandan beslenen bir siyaset “görevini” yapanlar için yeni gerilim, kan ortamı, işine gelecek, güçlenmek için yeni bağlılar, emir erleri, silahşorlar; “mağdur” pozisyonundakilerin buyruğu altına koşacaklardır. Burada ikinci madde ile üçüncüsü birbirini tamamlamaktadır.

Peki, böylesine bir sonucu sokaktaki sıradan vatandaşın bile düşünebildiği görüldüğüne göre, yüksek mahkeme niçin düşünmemiştir? Yüksek mahkeme, ‘kararı elindeki yasalara göre vermiştir. Yasa çıkarma ise siyasilerin işidir’, açıklaması yapılmaktadır. Böylesine bir açıklama, 367 icadını sorgulatmayacak mıdır? İki yıl önce açılan davanın bugünlerde bitmesi, zihinlere burgu salmayacak mıdır?

Öncelikle bir durum tespiti yapılmalıdır. Demokratik açılım, başlangıçta iyi karşılansa da DTP’nin de PKK’nın da hoşuna gitmemiştir. Kütçe yayın yapan televizyon başta olmak üzere istismarı yapılan isteklerin birden bire gerçekleşivermesi, PKK’nın dağa çıkışını da varlığını da anlamsızlaştırmaya başlamıştır. Huzur isteyenler için bir sorun yoktur. Hakların daha da genişletilmesi, alt yapının daha iyileştirilmesi, güvenlik ve mutluluk ortamı, normal olan herkesin arzusudur. Sorun, bizzat konuşulan konularda değil daha derindedir. Bu hareketi silahlandırıp-örgütleyerek ortaya çıkartanlar, ellerindeki bir aracın yok olmasına engel olmayı istemişlerdir. Açılımın içeriğinin bile tam açıklanmadığı, süreç olarak zamana yayıldığı bir devrede, şehir içinde savaş manzaraları patlamaya başladı. Halkın tüylerini diken diken eden şehit cenazeleri çoğaltılmak istendi. Reşadiye ihanetine PKK’nın sahip çıkmasının, Mehmetçiğe pusu kurmasının anlamı nedir? Terörü; bırakın desteklemeyi, karşı çıkmamayı, dışlamamayı suç sayan bir ortamda DTP, PKK uzantısı görüntü vermeye özen göstermiştir. Özellikle “şahinler” bu konuda başarılı idi. Yalnız siyasi yasaklıların, şahinlerden değil de “güvercinlerden” seçilmesi bir başka soru olarak zihinlerde yer etti. Diyelim ki, niçin Ahmet Türk, Tuğluk da Emine Ayna değil sorusu, kamuoyunda gönül rahatlığı ile cevaplandırılamadı.

Acaba parti kapatma; bir kanadı bölücüler içinde olan derin yapılanmaların(1), birbirine karşı imiş gibi görüntü vererek paslaşmasının ürünü müdür? Türkiye’deki gelişmelere bakıldığı zaman bu tip soruların, acı da olsa sorulması anlamsız değildir. Zira parti mezarlığına döndürülen ülkenin, siyasi nekropolüne bir lahit daha eklemenin hiçbir anlamı yoktur. Kısa sürede yenisinin ortaya çıkarılabileceği bir sistemde, gerilimi beslemekten başka işe yaramayacaktır. Alman düşünürü Brecht’in iğneleyici sözü burada hatırlanmalıdır: “Bu halk, demokrasiye layık değil. Bu halkı feshedelim.” Bertolt Brecht, bu sözü ile bir yandan Nazizmin tortularını, diğer yandan Nazizmin ikiz kardeşi Bolşevik nazizminin halk-işçi düşmanlığını zihinlerde mahkûm edebilmiştir. Türkiye’de siyaset içinde kalıp, çözüm üretme “yiğitliğini” gösteremeyenlerin kulaklarına, “halkı kapatma” esprisi, küpe olacak mıdır? Ülke, insan sevdası olmayanlar için, elbette bu boş bir sorudur.

Artık asıl bundan sonra ne olacağına bakılmalıdır. Yeni bir parti kurarak DTP’nin yoluna devam etmesi, temsil ettiğini sandığı kitleler için üzüntü ve acı verici bir durumdur. Güneydoğu insanı, artık sırtındaki kamburları atma zamanın geldiğini görmek zorundadır. Hiçbir hizmet üretmeyen, sorun çıkarmaktan, kin, kargaşa, zulüm ortamını beslemekten başka bir işe yaramayan, ülkenin servet ve gücünü, bile bile boşa akıtmaya sebep olan, gelişme-ilerleme açısından ortaya koyduğu hiçbir proje bilinmeyen bir siyasi temsil iddiası, kambur değil de nedir? Fakat kamburu sırttan atmaya engel bir psikolojik ortam hazırlanmıştır. Gerilimle birlikte mağduriyet görüntüsü, aklıselimle düşünmeyi engelleyecek, yeniden sahte temsilciler, gerçek önder sanılacaktır. Bu durumda, aklı, imanı, dürüstlüğü öngören ama sesi çıkmayan, kanaat önderlerinin, öne çıkartılması gerekmektedir. PKK istediği için aday edilip seçtirilerek, halkı mağdur edenlerin bulunduğu bir oluşum siyasi parti değil, istismar güruhudur. Halkın; üstünden oynanan kumarı okumasını sağlayacak çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Son yüz yıllık tarihimiz; Rum, Ermeni, Sırp, Bulgar gibi birlikte yaşadığımız Hıristiyan toplumların, bölücü faaliyetlerle birlikten ayrılmasından sonra, sıranın Müslüman kesimlere döndürüldüğü olaylarla doludur. Arnavut, Arap ırkçılığı ve ayrımcılığı ardından Kürtçülük devreye sokulmuştur. Sorunların çözümü değil istismarı; kanlı isyan ve kalkışmaların, defalarca sergilenmesini sağlamıştır. Bunlardan elde edilen; biraz daha kan, nesillerin zihnine çakılan kin, ağıtlar ve acılardır. Şakiro ağıtlarının Ağrı’dan Tunceli’ye dalga dalga yayılmasının sebebi nedir? Ne Ağrı, ne Koçgiri, ne Koçuşağı, ne Reşkotan, ne Pervari, ne Sason, ne Şıh Sait, ne Dersim hangi problemi çözmüştür ki; PKK silahlı hareketi o problemi çözsün? Kandil, Kürt kızlarının “özgürleştirildiği” bir namus pazarı olmaktan başka ne işe yaramıştır? Ancak emperyalist güçlerin aleti olan, bir de Mehmetçik şehit edip ülke huzurunu dinamitleme işinden öteye hangi derde derman olmuştur? Talabani, Barzani ve onların üstlerinin kıskacına giren bir silahlı güç, tükenişi görmüştür. Kandırılan insanlar, yolun sonunun çıkmaz olduğunu anlamıştır. Teslim olanlara şov düzenleyen aşağılık politik aletlerle birlikte birileri, bu bitişin önüne geçmek istemektedir. O da siyasi iradenin kan üretmediği bir ortamda, siyasi kanla olacaktır.

Herkesin aklını başına toplama zamanıdır. Özellikle hangi kökenden gelirse gelsin, kendini “Kürt” diye tanımlayanların Hırant Dink kadar cesaret gösterme zamanıdır. “İnin artık sırtımızdan” haykırmalarının, istismarcıları sindirme zamanıdır. İstismarın, paslaşmanın, çeldiricinin bu kadar çok olduğu bir fitne ortamında asıl bu tür haykırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Gazete, radyo ve televizyonların aklıselim sahiplerine mikrofon tutması gerekmektedir. Fitneci, emperyalizm borazanı olanların sözlerini, zihin bulandırmalarını dinleyerek atmosferimizi kirletme artık yetişmez mi? Bir de onların sözlerini çoğaltan bu kadar çok yayın organı varken hiç olmazsa dürüst olanlara halk önderlerine yönelinmesi doğru olmaz mı?

Adını bile Kürtçe bilmeyen ama birilerinin elemanı olan bir mahkûmun koyduğu, direktiflerin belli yerlerden geldiği bir siyasi parti ile halk temsil edilemezdi. Belki parti kapatma yanlışı, temsil işinin, gerçekten halk adamları tarafından yapılması veya yeni temsilcilerin çıkmasına zemin hazırlayacaktır...

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 




+ Paylaş
Köşe Yazıları
Adalet, Amerikancılık Karmaşası...
Almanya’nın çok kültürlülük sınavı
Amerika ile ortaklığın maliyeti...
Asırlık takıntı...
Balkanlar’da Türk Kültürü...
Balyoz ve temizlik harekatı
Başsız insanlar, sahipsiz şehir
Bedeli niçin hep millet öder?
Bir Hicret Eri Olarak Mevlana...
Birlik Sendromu
Bugün Çanakkale muhabereleri olsa...
Chp de vefa duygusu sorunu
Chp ve Mhp tarihi tekerrür ettirir mi?
Darbe matruşkası
Demokrasiyi vesayetten kurtarabilir miyiz?
Dersim’i anlamak
Diyanet gençlik açılımı geciktirilmemeli...
Dtp muradına erdi...
Dünkü Gladyolar...
Irak, kapitalizmin demirperdesi
İçimize sinen ittihatçı gelenek
İslâm ülkeleri, sömürge yönetimleriyle hesaplaşmak zorunda...
Kaddafi’nin boy aynasına bakma gereği
Kaddafi’nin son kullanım tarihi veya İslâm ülkelerinin güç birliği zarureti...
Karikatürden kriz üretmek...
Kültürel vatanı korumak...
Muhteşem Yüzyıl ve kültürel hassasiyet sorunu...
Ne senaryosu, doğrudan komplo
Osmanlı barışına ihtiyaç...
Srebrenitsa
Travma
Tunus, Bin Ali Değil Batı Medeniyetinin İflas Yeridir
Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi...
Türkiye’nin Ermeni değil emperyalizm sorunu vardır...
Üç musibet, bir nasihat
Yol ve medeniyet...




SOSYAL VE BEŞERİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ

 

Anket

Türkiye’nin eğitim sistemi birlik ve bütünlüğü koruma konusunda yeterli midir?

Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin...
Bu sitenin tüm hakları saklıdır, sitede yer alan dökümanlar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...     bilgi@canerarabaci.com