Chp ve Mhp tarihi tekerrür ettirir mi?
 

Devlet-i Aliye, zor günlerdedir. Devlet başkanı Abdülaziz, uluslararası bir darbe ile devrilerek öldürülmüştür. Darbeden sonra da dış bağlantılı darbe çetesi, ipleri elinde tutmaktadır. Uygun buldukları ikinci devlet başkanı Beşinci Murad, kısa sürede akli dengesini yitirdiğinden o da tahtından indirilir. Üçüncü, zorunlu devlet başkanı olarak II. Abdülhamit, başa geçirilir. Gidişe bakarak delirmesi gereken bir konumdadır. Ama o delirmez, her şeyden, herkesten kuşkulanır. Muhafazakâr, akılcı, sabırlı, plancıdır. Kuşkuların, devlete, vatana karşı saldırıların odağındaki adam olarak tahammül yolunu seçer. Dayanacak, kadroyu kuracak, karşı atakları gerçekleştirecektir. Onun için ülkeyi eğitim yönünden, önceki dönemlerde görülmemiş bir zenginliğe ulaştırır. Ortaokul, liselerden hukuk fakültelerine, meslek okullarından, ziraat mekteplerine, bağcılık, ipekböcekçiliği, çobanlık okullarına varıncaya kadar açar. İnsan yetişmeden, ilerleme olmayacaktır. Ama hayat devam etmektedir. Dış politikadaki atakları, İngiltere’nin hoşuna gitmez. İngiliz büyükelçisi bir gün huzuruna çıkarak, amcası Abdülaziz ve ağabeyi Murad’ın başına gelenlerden ders çıkarmasını öğütleyiverir. 31 Mart Vakasından sonraki hal işi ile tehdit gerçekleştirilecektir. İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’in vefatında söylediği, “Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık şevkini kaybetti“ sözü, takdir dışında bir anlam taşımaz. Uluslararası arenada satranç oynamak, üstelik darbeci bir çetenin devlette etkin olduğu bir dönemde bunu gerçekleştirmek kolay değildir.

 

Otuz üç yıl devam eden oyun bitirilmiş, Abdülhamit iktidardaki çeyrek asrın sonlarında sahneden çekilmek durumunda kalmıştır. Çünkü sadece, Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen İngiltere, Rusya; onların ortakları Siyasal Siyonistler, Ermeni çeteleri, Bulgar-Sırp Komitacıları ile mücadele etmemektedir. İçeride onlardan çok daha etkili muhalifleri vardır. Bunlar, Genç Osmanlıların devamı Jön Türklerdir. Genç, dinamik, bir kısmı dil bilen, dünya görmüş, vatansever insanlardır. Hatta vatanseverliğin delisidirler. “Vatan” uğrunda yapamayacakları iş yoktur. Ülkeyi kurtarmak istemektedirler. Ülkenin, Meşruti yönetim gelirse kurtulacağına inanmışlardır. Modernisttirler. Meşruti yönetimin gelmesi için II. Abdülhamit’in gitmesi gerekmektedir. Jurnalci, çıkarcı, gençleri anlamayan bir kadronun ürettiği nefret, Abdülhamit’e yönelmiştir. Onun için dinamik, İttihatçı genç okumuşlar, hedef tahtasına Abdülhamit’i korlar. Her şey vatan içindir. Abdülhamit’i devirme niyetiyle, yurt içi yurt dışında toplantılar düzenlerler. Gazeteler çıkarırlar. Hücre tipinde, disiplinli hatta katı bir örgütlenmenin içine girerler. “Verilen emirleri yapacağına” yemin etmiş, gözünü budaktan sakınmaz tetikçileri vardır. Defalarca Abdülhamit’e, şeytanın bile zor düşüneceği öldürme yolları tasarlarlar. Bu takıntı, Abdülhamit’i devirmek için dış güçlerle, Ermeni, Rum, Bulgar çetelerle ortak hareket etmeye kadar uzanır. Dış güçler, zaten olur olmaz yerde Osmanlı Devleti’ne müdahale etmektedirler. Bir de yönetim şeklini ve “Müstebit” hükümdarı devirmede yani “hayırlı işte” müdahale etse ne çıkacaktır? Bu düşünceyi, Birinci Paris Kongresinde kongre başkanı Prens Sabahattin’in açıktan savunduğunu belirtmek, vatanseverlerin hangi noktaya geldiğini gösterecektir. Bu kadarla kalınsa iyidir. Aynı yıl (1902), Boerler Savaşını kazanan İngiltere’ye övgü döşenen mektup yazmak ve elçilik ziyaretini Abdülhamit’e bir nazire olarak yapmaktan zevk alırlar. Daha sonra İngiliz elçisinin atlarını boşaltarak yerine koşulup Beyoğlu’na kadar elçiyi taşımak da ayrı bir “şereftir”. İttihatçıların, Yahudi-dönme, mason kesimiyle iç içeliğini sayıp dökmeye gerek yok. Bütün dış-iç bağların hepsinin gerisinde istibdat idaresini yıkma, o idarenin tepesindeki padişahı devirme “vatansever” tutkusu bulunmaktadır. Sonuç, Keçecizade Fuat Paşa’yı yalancı çıkarır. Hani Keçecizade, dünyada en güçlü devletin Osmanlı olduğunu ileri sürmüştür. Yıkılış devrindeki gerekçesi, müthiştir: “siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz yıkılmıyor”..
 
Tanzimat sürecinde devlet yıkılmamıştır. Ama İkinci Meşrutiyetin başlangıcından itibaren on yıl beklemek yetecektir. Zira Meşrutiyet yıllarındaki iç kavga ve çürüme, Balkan Harpleri sırasında o kadar aşağılık hale gelir ki, İttihat ve Terakki’nin “Kâbesi” durumunda olan Selânik bile savunulmadan, trenle gelen Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bulgar, Sırp-Makedonya cepheleri, daha iyi durumda değildir.
 
Bu kadar çok bilineni tekrarın sebebi nedir? Bir “olmazı” sorgulamak.. Genç-cevval, vatansever İttihatçı kadro, Bulgar, Sırp, Ermeni, Yunan çeteleri, İngiltere, Almanya vb. dış güçlerle işbirliği yaptığı kadar, Abdülhamit’le işbirliği yapamaz mıydı? Delisi oldukları vatanın yıkılmaması için en az kendileri kadar vatansever, devletine bağlı olan Abdülhamit’le vatan için uygun zeminlerde paslaşamazlar mıydı? Bu soru şöyle de sorulabilir: İttihatçılar, Abdülhamit’le savaş yerine, vatan için yardımlaşsalardı, yine İstanbul’da İngiliz, Fransız, İtalyan işgal bayrakları dalgalanır mıydı? Ülkemiz bu kadar kısa sürede paramparça edilip Anadolu’ya sıkıştırılabilir miydi?
 
Bu sorulardan maksat, yüz yıl öncesinin tarihine takılıp kalmak değil. Tarihin tekerrür tarzına dikkatleri çekmek. Zira bugün Abdülhamit çizgisinde, hatası-savabıyla Türkiye’nin mevcut siyasal iktidarı var. İttihat ve Terakki çizgisini ise CHP ve MHP sürdürüyor. İttihat ve Terakki’nin parti yapılanması ikisinde ortak görülebilirken Türkçü yanı MHP’de, diğer yönleri CHP’de kalmış gözüküyor. İdris Küçükömer’in; İttihat ve Terakki-CHP çizgisini, jakoben, seçkinci sağ dolayısıyla Batıcı-laik, gerici-bürokratik sosyal güç olarak tasvir etmesi yabana atılmamalıdır.
 
Kimsenin vatanseverliğine diyecek bir şey yoktur. Ama vatan için taşları biraraya atamama, ülke geleceği açısından tehlike içermektedir. Günlük siyasetin çekişme ortamından sıyrılarak, biraz genel bakılabilirse, ana konularda paslaşamamanın Türkiye’nin aleyhine işlediği açıktır. “Bu meclis halkın meclisi değildir! Halkın Anayasasını yapamaz”, iddiasını dillendirenlerin bulunduğu bir dönemde, iktidar ile muhalefetin durdukları yerler, şaşırtıcı bir şekilde zihinleri yüz yıl ötesine götürmektedir.
 
Almanya’nın menfaati için, “şeytanın büyük annesi ile görüşebileceğini” söyleyen Alman milletvekilinden, TBMM üyeleri, daha mı az vatanseverdir? “İngiltere için” denince akan suların durduğu Britanya vekillerinden daha mı az vatanperverdir? Millet iradesine vesayetin, örtülü ambargonun birlikte kaldırılması gerekmektedir.
 
Daha önemlisi CHP ve MHP, tarihin tekerrürüne izin vermemelidir. İttihatçı tavır ve gelenekte ısrar ederek, sevdiği vatana zarar vermek yaman bir çelişkidir. Artık kaybedecek büyük bir ülkemizin olmadığı da hatırlarda tutulmalıdır.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 




+ Paylaş
Köşe Yazıları
Adalet, Amerikancılık Karmaşası...
Almanya’nın çok kültürlülük sınavı
Amerika ile ortaklığın maliyeti...
Asırlık takıntı...
Balkanlar’da Türk Kültürü...
Balyoz ve temizlik harekatı
Başsız insanlar, sahipsiz şehir
Bedeli niçin hep millet öder?
Bir Hicret Eri Olarak Mevlana...
Birlik Sendromu
Bugün Çanakkale muhabereleri olsa...
Chp de vefa duygusu sorunu
Chp ve Mhp tarihi tekerrür ettirir mi?
Darbe matruşkası
Demokrasiyi vesayetten kurtarabilir miyiz?
Dersim’i anlamak
Diyanet gençlik açılımı geciktirilmemeli...
Dtp muradına erdi...
Dünkü Gladyolar...
Irak, kapitalizmin demirperdesi
İçimize sinen ittihatçı gelenek
İslâm ülkeleri, sömürge yönetimleriyle hesaplaşmak zorunda...
Kaddafi’nin boy aynasına bakma gereği
Kaddafi’nin son kullanım tarihi veya İslâm ülkelerinin güç birliği zarureti...
Karikatürden kriz üretmek...
Kültürel vatanı korumak...
Muhteşem Yüzyıl ve kültürel hassasiyet sorunu...
Ne senaryosu, doğrudan komplo
Osmanlı barışına ihtiyaç...
Srebrenitsa
Travma
Tunus, Bin Ali Değil Batı Medeniyetinin İflas Yeridir
Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi...
Türkiye’nin Ermeni değil emperyalizm sorunu vardır...
Üç musibet, bir nasihat
Yol ve medeniyet...




SOSYAL VE BEŞERİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ

 

Anket

Türkiye’nin eğitim sistemi birlik ve bütünlüğü koruma konusunda yeterli midir?

Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin...
Bu sitenin tüm hakları saklıdır, sitede yer alan dökümanlar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...     bilgi@canerarabaci.com