Balyoz ve temizlik harekatı

        Halk; Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven derken Balyoz ve bitmeyen darbe hazırlıkları veya tatbikat adlı teşebbüslerden şaşkın vaziyette. Nasıl şaşkın olmasın ki? Verdiği vergilerden maaş alan, görevi vatanı, milleti korumak olan, bunun için mevki-makam sahibi yapılıp başlar üstünde taşınan, gözündeki saygın kimselerin içinde bulunduğu darbe teşebbüsleri, dudaklarını uçuklatıyor.

        Gerekçenin genelde, “Cumhuriyeti koruma ve kollama” olduğu iddia ediliyor. Şaşırtıcı olan da bu.. Cumhuriyeti, cumhuru katlederek, cumhurun çocuklarını paramparça ederek nasıl koruyacaksınız? Cumhursuz cumhuriyet, nasıl ayakta kalacak? Burada kapalı kalan bir sahtecilik var. Gerçekten cumhuriyet korunmak isteniyorsa; devleti, vatanı, orduyu, devlet kurumlarını ayakta tutan temelin millet olduğu, nasıl göz ardı edilebilir? İnsanı yaşatmadan, devlet nasıl yaşatılabilir? İnsanı, öncelikle kültür ve medeniyet değerleri yönünden ardından fiilen öldürmek; cumhuriyete en temel kasıt, devlet ve vatana en büyük düşmanlık değil midir?

          Kim bu darbeciler? Türk Ordusunu ne derece bağlar? Bu soru zihinlerde düğümünü atadursun..
Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları’nda, rüştiye (ortaokul) öğrencisi iken Osmanlı coğrafyasının Adriyatik’ten Fars Körfezi’ne (Basra) uzandığını yazar. Tabi, çocukluklarında Yunanistan, Mora’nın çevresinde küçücük bir devlet, Bulgaristan Osmanlı’ya bağlı, Makedonya, Arnavutluk, Libya, Hicaz, Yemen Anadolu’nun ayrılmaz vatan parçalarıdır. Az daha öncesine bakılırsa, Mısır da vatanın bir asude köşesi durumundadır. Filistin, Suriye, Lübnan’ı saymaya gerek yok. Onlar zaten en yakın tamamlayıcı cüzlerdir. Peki, ne olur bunlara? Hepsi çok kısa bir sürede elden çıkar. Bir insanın bütün ömrüne değil, ilk gençlik yıllarına bir devletin çöküşü, bir sığınağın -mukaddes evinin- başlarına yıkılışı sığar. Gözlerinin önünde küçülme, esaret altına düşme bedbahtlığını yaşarlar. Çöküş devri Türkiye’sinin, neredeyse onda biri üstünde Cumhuriyetin kuruluşu bile onlar için bir kurtuluştur. Ama içlerinden, çocukluk günlerini yâd etmeyi bir türlü atamazlar.

          Neden çöküş? İngiltere, Rusya, Fransa’nın paylaşma, bölme politikalarından mı? Irkçılık virüsünün, bölücülüğü kışkırtmasından mı? İlimde, teknikte, eğitimde, sanayileşmede gerilikten mi?

          Çok söz etmeye gerek yok. Balkan Harplerine bakılıvermesi durumu izah etmeye yetecektir. Dev Osmanlı ordusu, küçücük Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan önünde savaş kabiliyetini yitirmiştir. “Bin atlı” ile dev gibi orduları yenenler, izah edilemez bir perişanlık gösterir, hatta aşağılık bir yenilgiyi alarak çekilir gelir. Anadolu’nun yarısı kadar bir vatan toprağı, kısa sürede, minik, zorla bir araya getirilmiş “düşmanlara”, üstündeki canımız olan halkı ile birlikte terk edilir. Neden?.. Sırp çetniklerin, Yunan palikaryasının, Bulgar komitacılarının insafına terk edilen insanımızın çektikleri, katliamlar, destanlara sığmayacak, tarihlere alınmayacak vahşette, kudurganlıktadır. Neden?.. Edirne bile Bulgar’a terk edilir. Niçin?.. Bütün soruların, tek cevabı vardır. Türk ordusu günlük politikanın içine dalmış, asli görevini ihmal etmiştir. Fakat o politika içinde, başka politikalar vardır. Diyelim ki 1883’ten başlayarak, kademeli bir şekilde subaylarımız, kurmaylarımız Almanlar tarafından eğitilir olmuştur. 

         1908 hareketi ardından gerçekleşen 23 Ocak 1913 askeri darbesi; II. Wilhelm’in ağzından, Almanya’nın çocuklarının orduyu kullanarak devlete hâkimiyetinden başka bir şey değildir. Artık Türk Ordusu, Almanya’nın doğu kolu durumuna getirilmiştir. “Almanya’nın çocukları”; sonra hiç girmememiz gereken bir cehennemin, Birinci Dünya Harbi’nin içine ve Almanya’yı kurtarmak üzere milleti atarlar. Görünen yüzdeki, “alalım eski illeri” yavesine bakmayın siz. Orduyu, donanmayı kimlerin yönettiğine, kurmayların kimler olduğuna, planların nerede, nasıl yapıldığına bakın.. Başbakan Sait Halim Paşa, “silahlı tarafsızlık” diye yırtınırken, Odesa ve Sivastopol’u topa tutan gemiler, emri nereden almışlardı? Alman Amirali Souchon’un; “Alman genelkurmayı, Rus limanlarını değil de İstanbul’u topa tut deseydi, bombalardım”, diye yazdığını unutmamak gerek.. Türk bayrağı altında, Türk askeri kıyafeti içinde Türk’e kasıt.. Cihan devletini, görünen yüzü ile kısa sürede yıkılışa götüren çetelerin gerisinde, bir dış güç vardır. Vatan, millet, “Meşrutiyeti koruma ve kollama” derken; hepsi bir çırpıda yok edilmiştir. Acıdır ama dün von der Golç, von Sanders, Vangenheim, Wilhelm’in “çocuklarının” bu vatana, vatanseverlik söylemi altında yaşattıkları dehşeti, bugün “Amerika’nın çocukları” mı yaşatmak istemektedir? Ufuk Güldemir’in, Kanat Operasyonu’nda anlattığı, 12 Eylül gecesi ABD başkanının, “Bizim çocuklar işi başardı” cümlesinin anlamı nedir? Türkiye’de ABD ile irtibatlı, sivil, resmi insan yetiştirme süreci ne zaman başlamış, nerelere kadar uzanmıştır? NATO irtibatlı, özel eğitimli, silahlı grupların; basında, adalet mekanizması içinde, sivil toplum örgütlerinde uçları nerelere kadar uzanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, her kurumda olabileceği gibi başkaları ile organik bağları olan, “çete” hükmüne girenler kimlerdir?

         Ataların, Balkan Harbinden sonraki, “bundan böyle camiye, kışlaya, mektebe aman ha politikayı sokmayın” öğüdünün, bugün hatırlanmadığı gözükmektedir. Yeni vahşetleri mi yaşamamız gerekmektedir? Kaybedecek ne kadar vatanımız kalmıştır? Dün Makedonya’yı, koca Balkanları insafsız çapulcuların eline bırakıp Anadolu’ya çekilen güçlerimiz, bugün nereye çekilecek, nereye sığınacaktır?

          Milleti, “gözbebeği” ile zıtlaşıp, muhasım hale getirmeye çabalayan, adına “dış güç”, ABD, NATO ne derseniz deyin onların güdümündeki gizli yapılanmalar ile ordunun artık ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde, sanki bütün general ve subaylarımız; halk gözünde suçlu, darbe-çete mensubu gibi algılanacaktır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Milleti ile ordusunun arasını açmaya, açılmasına göz yummaya kimsenin hakkı yoktur. Halk arasında yeşermeye başlayan güvensizliğin, darbe teşebbüsleri öğrenildikçe artması tehlikelidir. “En güvenilir” kurum iken, içeriye sızmış bazı kimseler yüzünden, 2 bin 500 yıllık bir kurumun yıpratılmasına göz yuman her yetkili de bunda sorumluluk almaktadır. 

           Yıpratmaya engel olmak, yayın susturmak değildir. Artık tek parti, sıkıyönetim zorbalığı devrinde olmadığımız anlaşılmalıdır. Kendi bünyemizde temizlik yaparak güven tazeleme zamanıdır. Kirliliklerin üstü örtülerek, güvenin sağlanamayacağı açıktır. İnsanın bulunduğu her yerde hata olabilir. Kendinin hatadan azade olduğunu kim iddia edebilir? Her kurum; millî temizliğe, koyulmak zorunda. Değilse bu millete yeni Balkan acıları yaşatmaya, devlet ve vatan bütünlüğünü “Amerika’nın çocukları hatırına” mahvetmeye razı olma, daha büyük “gaflet, dalalet hatta hıyanet” olacaktır...
23.01.2010

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 




+ Paylaş
Köşe Yazıları
Adalet, Amerikancılık Karmaşası...
Almanya’nın çok kültürlülük sınavı
Amerika ile ortaklığın maliyeti...
Asırlık takıntı...
Balkanlar’da Türk Kültürü...
Balyoz ve temizlik harekatı
Başsız insanlar, sahipsiz şehir
Bedeli niçin hep millet öder?
Bir Hicret Eri Olarak Mevlana...
Birlik Sendromu
Bugün Çanakkale muhabereleri olsa...
Chp de vefa duygusu sorunu
Chp ve Mhp tarihi tekerrür ettirir mi?
Darbe matruşkası
Demokrasiyi vesayetten kurtarabilir miyiz?
Dersim’i anlamak
Diyanet gençlik açılımı geciktirilmemeli...
Dtp muradına erdi...
Dünkü Gladyolar...
Irak, kapitalizmin demirperdesi
İçimize sinen ittihatçı gelenek
İslâm ülkeleri, sömürge yönetimleriyle hesaplaşmak zorunda...
Kaddafi’nin boy aynasına bakma gereği
Kaddafi’nin son kullanım tarihi veya İslâm ülkelerinin güç birliği zarureti...
Karikatürden kriz üretmek...
Kültürel vatanı korumak...
Muhteşem Yüzyıl ve kültürel hassasiyet sorunu...
Ne senaryosu, doğrudan komplo
Osmanlı barışına ihtiyaç...
Srebrenitsa
Travma
Tunus, Bin Ali Değil Batı Medeniyetinin İflas Yeridir
Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi...
Türkiye’nin Ermeni değil emperyalizm sorunu vardır...
Üç musibet, bir nasihat
Yol ve medeniyet...




SOSYAL VE BEŞERİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ

 

Anket

Türkiye’nin eğitim sistemi birlik ve bütünlüğü koruma konusunda yeterli midir?

Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin...
Bu sitenin tüm hakları saklıdır, sitede yer alan dökümanlar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...     bilgi@canerarabaci.com