Böğrüdelik...

Sibirya muhaciri Özbeklerin yerleştirildiği Cihanbeyli’ye bağlı bir köy.

Böğrüdelik, Konya’ya 135 km. mesafede, Cihanbeyli’nin 35 km. batısındadır. 2005 sayımında nüfusu 1642 kişidir. Bu miktar her mevsim aynı değildir. Kışları köyde 860, yazları ise 2000’in üzerinde insan yaşamaktadır. 50 bin dekarlık ekilebilir araziye sahip olan köyün, asıl geçim kaynağı çiftçiliktir. Köyü ilginç kılan; insan unsuru, tarihi ve kültürel yapısıdır.

Böğrüdelik Köyü’nün kökeni Buharalı Özbek Türkleridir. 17.yy.da İslâm dinini öğretmek üzere Sibirya tarafına giden bilge kimselerin soyundan türemişlerdir (Şirbeti Şeyh, Din Ali Hoca ve onun soyundan gelen Koca Sülalesi). Kendilerine, Türkistan’da Özbek, Sibirya’da Sibirek ya da Buharinski, Türkiye’de de Tatar denilmektedir. Asırlarca süren Sibirya hayatı, onların elli köy kadar çoğalmalarını sağlamıştır. Yalnız 18. yy.dan sonra eski huzurları kalmamıştır. Zira önceleri baskın olmayan Rus hâkimiyeti; bu yüzyıldan sonra dini, sosyal, kültürel yönlerden kendilerini kimlik değiştirmeye zorlar. 1886’da çıkartılan bir kanunla, imamlık, kadılık yapacak kişilerin bile Rusça öğrenmesi mecbur kılınır. Eğitim kurumları kapatılır, din değiştirme teşvik edilir. Hıristiyanlık propagandasına, bu dini kabul etmeyenlerin, Sibirya’nın ekonomik yönden daha sıkıntılı bölgelerine sürgünü eklenir. Baskı, yıldırma ve gözdağı ile birlikte Hıristiyanlığı kabul etmek zorunda kalanlar olur. Ayrıca başka yerlerden gönderilen sürgünlerle Müslüman nüfus azaltılmaya çalışılır.

Gelişmeler, huzurlarını bırakmamıştır. Bolşevik hareketin ilerlemesi, Çarlık devri sıkıntılı hayatının bile aranır hale geleceğini düşündürür. Yirminci asır başlarında Rusya’nın geleceği, daha karanlık görünmektedir. Bunun üzerine hemşerileri büyük bilge, seyyah ve yazar Abdürreşit İbrahim (1857-1944), Sibirya’daki Özbekleri Türkiye’ye göç etmeye teşvik eder. Livaü’l-Hamd adlı broşürünü İstanbul’da bastırarak Rusya’ya getirip dağıtır. Böğrüdeliklilerin hicret kararı almalarında etkili olan bu broşürü, aynı yazarın gizlice bastırıp Odesa üzerinden Rusya’ya sokarak dağıttığı Çolpan Yıldızı adlı eseri ile mektupları takip eder. Rusya’da baskı altında, Hıristiyanlaştırılma, neslini koruyamama tehdidi ile yaşamaktansa daha güvenli, din ve kan kardeşlerinin yaşadığı Osmanlı Devleti topraklarına göç etmeyi kabul edenler artar. Bu etki üzerine, Sibirya Türklerinden yetmiş bin kadar insan Türkiye’ye göçmüştür. Böylece bir yönden baskı altındakiler sığınacak bir yer bulurken diğer yandan Türklük ve Müslümanlığın son kalesi görülen Anadolu’nun iyi korunabilmesi için orada Müslüman nüfusun artması sağlanmış olacaktır. Zira Çarlık devrilirse ne olacağı belirsiz günler gelecektir. Rusya’da Hıristiyanlık dışında din bırakılmayacak, ağır vergiler altında kalınacak, gecikildiği için gitmek istenilse de yeni yönetimler yol vermeyeceklerdir.

Abdürreşid İbrahim’in davetine; Sibirya-Tataristan-Tara’ya İslâm’ı yaymak için ilk gidenlerden Din Ali Koca’nın beşinci göbekten torunu Tukvetullah oğlu Muhammedi Yuvanbaş olumlu bakar. Kafası biraz irice olduğu için “Büyük başlı” anlamında Yuvanbaş denilen Muhammedi, A. İbrahim’le birlikte Rus hükümeti ve Osmanlı Devleti nezdinde müracaatlarını yaparak hicret işini organize ederler. Yedi yıl süren uğraşmanın ardından Rus hükümeti, göç iznini Sibirya soğuğunun azgınlaştığı 1907 kışında çıkarır. “Tükürüğün yere düşmeden donduğu, vahşi hayvanların bile yuvalarına kapandığı” bir zamanda gelen izine razıdırlar. Vaktinde kullanılmazsa, iznin değiştirilme ihtimali ile baharı beklemeden değerlendirirler. Türkiye’nin ılıman iklimi, Müslüman memleketi oluşu, bereketin, yiyecek ve meyvenin bolluğu onları çekmektedir. “Ölürsek Türk bayrağı altında Türk topraklarında gömülelim, ölmezsek şanlı, şerefli kardeşlerimizin yüzünü görelim” düşüncesi etkili olur. Diğer yandan doğup büyüdükleri, asırlarca yaşadıkları toprakları terk etmek, yakın akraba ve dostlardan ayrılmak kolay olmaz.

Hazırlıkları tamamlandığında akrabaları, muhacirleri Omsk’a kadar gelerek uğurlarlar. Orada bir-kaç hafta bekleyerek trenle Odesa’ya gelirler. Yolda hastalanıp ölenler çoğalmış, çocuklarda çiçek başta olmak üzere salgın hastalıklar baş göstermiştir. Ama Rusların, karantinaya alarak hicretlerine engel olacağını düşünerek, ölü çocuklarını, hastalıklarını saklarlar. Odesa’dan vapurla ayrıldıktan sonra cesetleri kefenleyip, batması için ağırlık bağlayarak Karadeniz’in serin sularına bırakırlar. Fakat kaderlerinde; cesetlerin, balon yapıp saatlerce batmadan vapuru takip edişini seyretme hüznü de vardır. İstanbul’a 1 Ocak 1908’de çıkarlar. Toplam 185 erkek, 186 kadından oluşan yüz hanedirler.

İki ay süren meşakkatli yolculuk henüz bitmemiştir. Bir süre kaldıkları İstanbul’da hükümetin yerleşmek üzere teklif ettiği beş ayrı vilayetten Konya’yı tercih ederler. Bunun üzerinde Rumeli muhacirleri ile birlikte 7 Ocak 1908’de İzmit’ten trene bindirilerek Akşehir, Ilgın ve Konya’ya üç ayrı grup halinde inerler. Hükümet, yol ücreti dâhil kalacakları yer ve ihtiyaçlarını karşılamıştır. Yalnız Konya’da, tercih edecekleri araziyi belirlemek üzere, vilayet içinde kaza ve köyleri gezmeleri uzun sürer. Arkadan gelen muhacirler de kendilerine katıldığından, 130 haneye çıkmışlardır. Bu uzun arada hükümet, geçimlerini temin etmek üzere Sibirya ve Rumeli göçmenlerinin Beyşehir ve Karaviran’daki inşaatlarda çalıştırılarak, istihdamlarının niçin sağlanmadığını valilikten sorar (13 Mayıs 1909). Sonuçta bir kısmı Akşehir-Yunak Nahiyesi-Meşrutiyet Köyüne (Kahveciören), bir kısmı da Akşehir-Böğrüdelik Yaylasına devlet tarafından yaptırılan evlere yerleştirilirler. Dönem itibariyle devlet başkanının adından dolayı Böğrüdelik Yaylasındaki üç gözlük evlerden oluşan bu köye, 15 Ekim 1910 tarihinden itibaren Reşadiye denilmiştir. Cumhuriyet devrinde Böğrüdelik adını alan Reşadiye’ye ilk yerleşme, 1910 yılı Ekim ayı başlarında yani güz mevsimindedir. Yeterli kış hazırlığı olmadan yerleştikleri için çok sıkıntı çekerler. 1911 baharında, köyün üçte birine yakını sıtma ve kolera gibi salgın hastalıktan kırılır. İlaç-yeterli tedavi olmadığı gibi hükümetin sıtma tedavisi için verdiği sülfatada içilecek miktar bilinmediği, iyi olmak için fazla doz alındığı için ölümler artar. Bir-kaç yıl çocuk dünyaya gelmez. Gür Sibirya ormanlarından kesilen ağaçları yakan, ahşap evlerde oturan halk, tezek-kemre yakmaya zor alışır. Çevre köylerin de yardımı ile ilk zorlu yılları geçirirler. Sibirya-Tara’daki evleri ağaçtan olduğu için, taştan-kerpiçten duvar örüp ev yapmayı henüz bilmemektedirler. Ama değişik el sanatlarından nalbant, demirci, tenekeci, marangoz, ayakkabıcı iyi ustaları ile kabiliyetli kırıkçı-çıkıkçıları bulunmaktadır. İlk nesildeki yoğun memleket özlemine rağmen, zamanla Anadolu bozkırlarında yaşamaya ve çevreye uyum sağlamaya alışırlar.

Hemşerileri Reşadiye’ye yerleşirken, köylülerin halen “Babay” (en büyük ata) dedikleri Abdürreşit İbrahim, 1911’de Trablusgarp Savaşı üzerine Libya’ya gidip beş ay orada kalarak hizmetler vermiştir. Böğrüdelik halkının vatan müdafaasına ilk katkısı, 1912 Balkan Savaşları başlayınca görülür. Muhacir oldukları için askerlik görevinden sorumlu tutulmadıkları, hükümet onlardan asker almadığı halde yirmi kadar Böğrüdelikli, gönüllü olarak askere giderler.

Onlar, savaş başlayınca askere gitmek için başvurmuşlardır. Müracaat şekilleri, köydeki ileri yaşlarda olanlar tarafından hâlâ anlatılmaktadır. Yirmi civarında genç Akşehir Askerlik Şubesi’ne giderler. Komutan, askerlikten muaf olduklarını belirterek gönderir. Fakat daha sonra fark eder ki, şubenin karşısında taşları birbirine çatarak ateş yakıp çay demleyerek içen atlı bir grup durmaktadır. Bunları çağırtarak görüşür. Onlar, bu toprakları vatan olarak benimseyen Böğrüdeliklilerdir. “Türk Milleti mert olur, bastığı yer yurt olur” düşüncesindedirler. Vatan için “ölürsek şehit, dönersek gazi oluruz” demektedirler. Ahz-ı Asker (Askerlik Şubesi) Reisi, asırlarca Sibirya’da askere alınmayan Tatarların müracaatlarını, gönüllü olduklarını adlarını yazdırıp karşılarına imza attırarak belgeledikten sonra kabul eder.

Benzer bir durum yedi yıllık muafiyet devam ettiği için Seferberlik denilen Birinci Dünya Harbi yıllarında da olur. Çoğunluğu Çanakkale’de olmak üzere, doğum tarihi 1875 ile 1898 tarihleri arasında değişen yani hepsi Sibirya doğumlu olan 39 şehit bu harp sırasında verilir. Çanakkale şehitleri arasında, köyü; Sibirya’dan Böğrüdelik’e getiren Muhammedi Yuvanbaş’ın (Hacı Mehmet Böğrüdelik) biricik oğlu da bulunmaktadır. Hacı Mehmet Böğrüdelik, ileri yaşlarda 1942 yılında vefat ederek Böğrüdelik Kabristanı’na gömülür. Soyadı; oğlu, erkek torunu olmadığı için kendisi ile birlikte tarihe mal olur.

Yalnız, evladını vatanına feda eden sadece o değildir. Oğullarından birinin şehit olmasını, “mahşer günü şefaatçi olması” dileğiyle isteyen, dul Sibirya göçmeni, Mahtume Hatun da oğlu Nurulislam’ı şehit vermiştir. Yedi oğlundan sadece birisi kalan Afife Hatun’un, sahra topçusu olan oğlu Müftahattin Efendi, dokuz yıl askerlikten sonra köyüne döndüğünde, on bir kişilik ailesinden sadece annesi ile bir kız kardeşini sağ bulabilmiştir.

Millî Mücadele’de Böğrüdelik’in fedakârlığı daha da büyümüştür. Bu arada iki defa Yunan askerleri tarafından işgale uğrayan Akşehir-Meşrutiyet’teki Sibirya muhacirleri, Reşadiye’ye göçerek katılmıştır. Eli silah tutan erkeklerini vatan müdafaasına gönderen köyün geri kalanları da cephenin içinde aynı mücadeleyi verir vaziyettedir. Zira köy yakınlarına kadar gelen Yunan ordusuna karşı savaşan Türk Ordusunun, bir piyade tümeni köy sınırları içinde kalmaktadır. Erkekleri cephede olan köyün yaşlıları, kadın ve çocukları, gruplar oluşturarak askere kendi fırınlarında savaş süresince ekmek pişirirler. Köylüler, Haymana’ya doğru ilerleyen Yunanlıların, köye gelme tehlikesine karşı, ev eşyalarının bir kısmını samanlık ve ambarlarda kuyular kazarak gömüp üstünü toprakla örterler. Fakat Hatırlı Köyüne kadar gelen Yunan ordusu, Konya sınırları içinde kalan araziye, Sevr’de İtalya’nın payına düştüğü için girmemişlerdir. Harmanları, bahçeleri ordu tarafından işgal edilen Reşadiyeliler, o yaz harman hasat edemezler. Ordunun verdiği unu, kadın ve çocuklar; ev fırınlarında ekmek yapıp arabalara yükleyerek, askerlik çağına henüz gelmeyen çocuklar ve yaşlılarla askere teslim ederler. Çalışmalarının karşılığı olarak bir ücret almadıkları gibi, öyle bir beklenti içinde de değillerdir. Üstelik başkaları un ve ekmeğe zarar vermesin diye bekleyip dikkat etmişler, kendileri o zaruret günlerinde askerin yiyeceğine dokunmamışlardır. Onların o hasbi tutumu orduda, komuta kademesinde takdir uyandırmış, Reşadiye, “Anadolu’da bir fener” olarak değerlendirilip vatanseverliği ile takdir edilmiştir. Bu çaba, Sakarya Muharebeleri sırasında, Yunan ordusu Haymana ve Polatlı hattından kovuluncaya kadar devam etmiştir.

İstiklâl Harbi’nde de birçok şehit veren Reşadiye’nin, şehit yetimlerine ve gazilere verilen maaşlar karşısındaki tavrı asildir. Hükümet tarafından verilen aylıkları almayarak devlet hazinesine bağışlamışlar, şehit eşleri yetim çocuklarına üvey baba göstermemek için ikinci bir kocaya gitmemişlerdir.

Cumhuriyet devrinde Reşadiye’de, adından başlayarak önemli değişiklikler olur. Reşadiye, yeni yerleşmeler soncunda büyümüştür. Yerleşenlerden birisi de Canberkli aşiretidir. Bunun üzerine 1928 yılı 27 Ağustosunda, Cihanbeyli kaza merkezi köye taşınarak kısa bir süre ilçe merkezi olur. Cihanbeyli de Mürseli Efendi Nahiyesi adıyla bu ilçeye bağlanır. Fakat aynı yıl, Konya - Ankara yolunun yapılması üzerine Mürseli Efendi Bucağı Cihanbeyli’ye dönüştürülerek ilçelik buraya alınıp Reşadiye de yeni ilçeye bağlanır. 1934’e kadar nahiye yapılan Böğrüdelik, 5 Temmuz 1934’te nahiyeliği kaldırılarak kendisine bağlanan köylerle birlikte yeni idari düzenlemeye tabi tutulur. Bu sıralar köyün, Eski Türkçe yazı ile yazılmış uzun bir dilekçe ile Cihanbeyli Kaymakamlığına, “Konya Vilayeti Cihanbeyli Kazası Reşadiye Karyesi Heyet-i İhtiyariyesi” imzası ile bir ad değiştirme talebi bulunmaktadır. Tarihsiz ama resmî makama Osmanlıca yazı ile başvurulduğuna göre, 1928 yılına ait olduğu tahmin edilebilecek olan dilekçede, köyün adının; “Reşid İli” olması istenilmektedir. Zira köyü Sibirya’dan getirmedeki emekleri, Kuzey Türklüğünü “Millî Mefkûre ile” bilinçlendirmedeki gayretleri ile öne çıkan Abdürreşid İbrahim’in adından dolayı, “Reşid İli” olarak değiştirilmelidir. Köyün gerekçelerinden bir diğeri, mevcut Reşadiye isminin yıkılan Osmanlı Hanedanından birinin adını hatırlatmasıdır. Tabii, nefretle anılacak devirden bir adı devam ettirmek, Cumhuriyet yönetimince de uygun görülmeyecektir, anlamındaki ilginç cümle şöyledir: “Münkariz Osmanlı Hanedanından birisinin ismine izafeten tesmiye olunmasını, bu devr-i menfuru hatırlatması itibariyle tabiidir ki, İdare-i Cumhuriyemizce ibkası tecviz olunamaz”. M. Hakim Oğuz özel arşivindeki bu belgeye, olumlu cevabın verilmediği sonraki gelişmelerden anlaşılmaktadır. Zira ad, Reşid İli değil, gür suyun çıktığı yayla adından dolayı Böğrüdelik olarak değiştirilmiştir. Köyde, bundan pek memnun olmayarak, hatıra değerinden dolayı ilk adlarına dönmek isteyenler bulunmaktadır.

Böğrüdelikliler, cumhuriyet devrinde çiftçilik, hayvancılık ve at arabası ile nakliyecilik yaparak geçimlerini sağlamaya devam ederler. 1960’lı yıllardan itibaren tarımda traktörün kullanımı yaygınlaşır. 1972’den itibaren köye elektrik gelir. 1975’te PTT bürosu açılır. Gurbetçisi çok olan köyün, haberleşme ihtiyacı, manuel bir telefon hattı ile sağlanmaya çalışılır. Cihanbeyli’den günlük mektuplar getirilip-götürülür. Bu telefon hattı, Konya Valisinin de katıldığı bir törenle 1988’de tam otomatik santrale dönüştürülmüştür. Elektrik köye gelinceye kadar evlere su, çeşmelerden taşınmıştır. Sonra su şebekesi devreye sokulur. Tarımda bir ileri hamle olmak üzere, 1987’de sulama kooperatifi kurulur. Zira toplam 50 bin dekarlık tarıma elverişli arazinin, 15 bin dekarında sulu tarım yapılabilmektedir. Köyde ayrıca Tarım Kredi Kooperatifi de bulunmaktadır. Böğrüdelik’in teknik donanımı sıradan köylerden farklıdır. Muhtarlık bünyesinde bir adet kazıcı/yükleyici, bir adet itfaiye aracı ile Danimarka’daki hemşerilerin hediye ettikleri bir adet cenaze yıkama aracı bulunmaktadır.

Böğrüdeliklilerin emek ve işçilikleri ile yapılan, köy tarihi boyunca hatıralarını taşıyan ahşap cami, elektrik kontağından 2001 Aralık ayında yanmıştır. Köylüler, aralarında yardımlaşarak kubbeli, ihtişamlı bir yeni cami dikerler (2003). 2006’da, Türkiye’ye gelişin yüzüncü yılını kutlamayı kararlaştıran köy, bir yardımlaşma derneği de kurarak bu tür çalışmaları organize eder.

Böğrüdelik arazisinin, çevreye göre suyu boldur. Bitki örtüsü, Sibirya ile kıyas edilemeyecek fakirliktedir. Ceviz büyüklüğünde bile olsa taşın bulunmadığı, yüksek ormanlık, otluğu bol; göl ve kar yağışı çok Sibirya’dan gelenler için ilginç görülen kayalıkların bulunduğu sırtlar vardır. Köy yakınındaki “Karangı Deşik” diye adlandırılan, bir zamanlar bazı eşkıyaların yaşadığı tabii bir mağara bunlardandır. Ormanlık alan yoktur. Yalnız bir ara, Böğrüdelik sırtlarında dar bir alan ağaçlandırılmıştır. Su kaynağının üstündeki bu ağaçlandırma alanı genişletilmemiş ama başka yerlerde, muhtarlık yönetiminde üç ayrı ağaçlandırma sahası oluşturularak binlerce ağaç dikilmiştir. Korumaya alınan ağaçlandırma sahasında fidan diplerinden damlama su hatları geçirilmiştir.

Eğitimli insanı çoktur. Abdürreşid İbrahim’in teşvikleri baştan itibaren etkili olmuştur. Bizzat kendisi de 1925-1933 arasında köyde yaşayarak birçok insanı okutmuştur. Aralarında Hava Harp Okulu mezunu, Başbakan Adnan Menderes’in pilotu şehit Münir Özbek’in de bulunduğu 143 yüksek öğrenimli (dört yıllık fakülte mezunu) hemşerileri bulunmaktadır (2008 yılına kadar).

Eğitim düzeyi, okuyan insan miktarı, çevreye göre başlangıçtan itibaren yüksek olan köyün, üç derslikli bir okul binası bulunmaktadır. Fakat günümüzde (2008), ilköğrenim çağında çocuk sayısı az olduğu için taşımalı eğitim uygulanmaktadır. Halen muhtar Çetin Ünal’ın servis görevini yürüttüğü 9 öğrenci, Pınarbaşı’da öğrenim görmektedir.
Karşılıklı ziyaretler ve haberleşme ile Böğrüdelik muhacirleri, baştan itibaren Sibirya ile akrabalık bağlarını devam ettirmektedirler. Ayrıca iş-geçim kaygısıyla yurt dışına çıkanlar artar. İlk gurbetçiler Danimarka’ya gittikleri için 2000’lerden sonra köy nüfusunun yüzde 35’i Danimarka’da çalışan gurbetçilerden oluşur. Gençler ve çocuk sahipleri, büyük merkezlere; iş, çocuklarını okutma kaygısı ile kışın taşınmaktadırlar. Emekliler ise köyde yaşamayı tercih etmektedirler.

Köy, Sibirya’dan getirdiği kültürel özelliklerini, müzik, folklor, mutfak kültürü gibi alanlarda korumaktadır. İlk göze çarpan Böğrüdelik ağzıdır. “E” sık sık “i” olmaktadır. “kel”= “kil” gibi. “Ç”, “c” olmaktadır: “kac” gibi. İlk geldikleri sıra bu ağız farkı, hoş hatıraların yaşanmasına sebep olmuştur. Konya’da misafir edildikleri günlerdir. Kaldıkları yerlere yemek göndermek için bazı varlıklı Konyalılar, “Kap getirin de yemek gönderelim” derler. Onlar bu sözü biraz tuhaf karşılamışlar hatta şaşırmışlardır. “Kap”la nasıl yemek gönderecekler acaba, diye. Yalnız yine de söylenileni tutarlar. “Kab”larını alarak belirtilen yere giderler. Yalnız onların getirdiği “gap”larına Konya’da “çuval” denilmektedir. Haliyle sulu yemeklerin çuvala konulması mümkün değildir. Yine aynı sıralar, “akşam konuşalım” diye sohbete davet edildiklerinde, yenilip içildikten sonra yatakların serilip istirahata davet edilmemelerini tuhaf karşılarlar. Çünkü onlar, “konuş”tan gece yataklı misafirliği anlamaktadırlar. Benzeri bir durum, Türkiye’ye ilk geldikleri sıra karşılaştıkları küçük “sıpa” karşısında yaşanır. Sibirya’da, at eti yemekte, Kırgızlar kadar olmasa da kımız içmektedirler. At beslenilmektedir ama katır ve eşek o coğrafyada yoktur. Eşeğin yavrusu ile karşılaşınca birbirlerine ne olduğunu sorarlar. Aralarında daha bilgili olan birisine danışırlar. O da şaşkındır. Sıpayı dikkatle inceledikten sonra, ne olduğunu şöyle belirler: “Bu olsa olsa tavşanın kart (büyük) babasıdır.”

Musikide zengin bir kültürel birikime sahiptirler. Türküleri, ağıtları çoktur. Kış günleri evlerde sohbetler, Tataristan’dan açılınca özlemle “Ağidil” türküleri söylenmektedir. İdil boyları, Kazan, Tara gözlerinde tütmekte, zaman zaman da sınırlı bir coşkuyu yaşamak üzere günümüzde kullanılmayan bir-kaç metrekarelik özel tahta zeminlerde oyun oynamaktadırlar. Hâlâ az da olsa akordeon ve keman kullananlar bulunmaktadır. 1950’lere kadar Ağız Mızıkası ve yine ağızla çalınan Komuz kullanılmıştır.

Köyde yemek kültürü en iyi korunmuştur. Her fırsatta (düğün, davet, mevlit okuma vb.) Böğrüdelik’e has yemekler yapılmaktadır. Öre, Beliç, Beremiç, Botka yemek çeşitlerinin başında gelmektedir.
Öre; pişirilişi uzun süren bir çorbadır. Yıkanarak dibekte dövülen arpa, kurutulduktan sonra pişirilmeye hazırlanır. Büyükçe kazana soğuk su, kemikli et ve isteğe göre pişme aşamasında olan kuru fasulye gibi malzeme konularak yaklaşık beş saat pişirilir. Ayrıca “unaş” denilen, tavuk suyu, ev yapımı şehriyeden pişirilen lezzetli bir başka çorba daha bulunmaktadır.

Beliç: Ana yemeklerdendir. 5-6 mm. kalınlığında hamurun içine, biraz pirinç ve karabiber karıştırılmış kuşbaşı şeklinde doğranmış etler yerleştirilerek, kendine has bir estetikte hazırlanır. Hamur yakılmadan, fırında üzeri de hamurla kapatılmış kap içinde yaklaşık üç saatte pişirilir. Hamuru yağlı, ağır bir yemektir.

Beremiç/beremec: Yağsız kıyma, ince kıyılmış soğan, isteğe göre yeşilbiber, karabiber, biraz tuz iyice yoğrulur. Hamuru yuvarlak olarak kesilir ve içine yeteri kadar kıyma konularak ortasından kenarına doğru yayılır ve özel bir desenle bükülerek şekil verildikten sonra kızartılır.

Botka: Sanki sütlacın tuzlusu gibidir. Pirinç, süt ile lapa kıvamına gelinceye kadar biraz tuz ilave edilerek devamlı karıştırılır. Serviste tabağa konurken, açılan ortasına eritilmiş tereyağı doldurularak sunulur.
Arife günleri başta olmak üzere belirli zamanlarda pişirilerek varlıklılar tarafından konu-komşuya ikram edilen bavursak da önemli yiyeceklerden birisidir. Un, yumurta, tuz ve sütle karıştırılıp yoğrulduktan sonra belli şekiller verilerek yağda kızartılarak hazırlanmaktadır. Ekmek yerine bu uzun kıvrımlı malzeme, kaymakla yenilmektedir. Yaklaşık on santim genişliğinde açılan hamurun, enli kıyıları kale bentleri gibi girintili çıkıntılı hale getirildikten sonra bilezik gibi bitiştirilerek kızartılır. Ortaya çıkan yiyeceğin adı: kirtikli bavursak’tır. Bağırsak gibi uzunca kızartılarak ikram edilen aynı, malzemeden kızartmaya “icke sansa” (uzun bağırsak) denilmektedir.

Köy halkının; yüz yılı aşkın süredir, yemek kültürü başta olmak üzere misafirperverliğini koruması, Böğrüdelik’i ayrıcalıklı bir yere yükseltmektedir. Köylülerin misafirlerini uğurlarken söyledikleri deyiş, modern dünyanın müşteri memnuniyetini propagandaya çevirme anlayışından daha üstün bir sevecen sosyal barış telkini gibidir: “Yahşılığımızı aşırın, yamanlığımızı yeşirin” (İyiliğimizi anlatın, kusurlarımızı gizleyin).

Anadolu’ya hicretin üstünden yüz yıl geçmiş bulunan Böğrüdelik, bazı kültürel özelliklerini korumaya devam etmektedir. Buhara, Sibirya-Tataristan, Kırım üstünden Anadolu’ya taşıdığı Türk kültürü ve İslâm Medeniyeti ile ilgili geleneksel yapısıyla bütünleşmiş, kök bilgi ve değerleri taşıyan köyün, çok yönlü incelenmesi gerekmektedir. Günümüzde; Özbek, Bulgaristan muhaciri, Kürt, Çerkez, Yörük-Türkmen asıllı göçmen ailelerin iç içe ve uyumlu yaşadıkları bir yerleşim birimidir. Kültür ve medeniyet değerlerinin hayat veren, barış içinde yaşatan özelliklerini fiilen gerçekleştiren Böğrüdelik, Anadolu’yu vatan haline getiren insan unsurunun bin yıl öncesine iz sürmek için dikkatle incelemeye değer bir Anadolu köyüdür.
K
AYNAKÇA
BOA, T. 14/Z /1326 (Hicrî)/07.01.1909, D.N. 2701, GN. 73, FK. DH.MKT., (Konya’da iskan için İzmit yoluyla Sibirya ve Rumeli muhacirlerinin sevki hk).
BOA, T. 16/Z /1326 (Hicrî)/ 09.01.1909, DN. 2703, GN. 4, FK. DH.MKT., (İzmit’te bulunan Sibirya ve Rumeli muhacirlerinin Konya’ya sevk olunup olunmadıklarının bildirilmesi hk).
BOA, T. 08/M /1327 (Hicrî) 31.01.1909, DN. 2724, G.N. 99, FK. DH.MKT., (İzmit’ten trene bildirilerek ücretleri Konya’ya değin hesap edilerek ödenen Sibirya muhacirlerinden, Akşehir ve Ilgın’da bırakılanlarının bilet ücretinden düşülerek farkın geri alınması için Anadolu Demiryolu Direktörlüğüne müracaat hk).
BOA, T. 22/R /1327 (Hicrî)/13.05.1909, DN. 2810, GN. 49, FK. DH.MKT., (Konya’ya gönderilen Sibirya ve Rumeli muhacirlerinin bayındırlık hizmetlerinde, bilhassa Beyşehir ve Karaviran’daki inşaatlarda çalışarak maişetlerinin temini mümkün iken burada istihdam edilmemelerinin sebebinin sorulması hk).
BOA, T. 07/B /1327 (H.)/25.07.1909, DN. 2884, GN. 34, FK. DH.MKT., (Konya Vilayeti’ne muhacirin iskan masrafı hk).
BOA, T. 06/Ş /1327 (H.), 23.08.1909, DN. 2908, GN. 63, FK. DH.MKT., (Sibirya’dan hicret edenlerin Bolvadin-Akbaba ile Akşehir ve Ilgın kazalarında iskanları hk).
BOA, T. 06/L /1328 (H.)/10.10.1910, DN. 1484, GN. 1328/L-01, FK. İ..DH.., (Akşehir-Böğrüdelik mevkiinde iskan edilen muhacirlerin köy adının Reşadiye diye adlandırılması hk).
BOA, T. 11/L /1328 (H.)/15.10.1910, DN. 97/-1, GN. 8, FK. DH.İD.., (Akşehir-Böğrüdelik mevkiindeki köyün Reşadiye olarak adlandırılmasına izin verildiği hk).
BCA, T. 27.8.1928, S. 2088, F. K. 30..11.1.0, Yer No: 42.27..3. (Konya’nın Cihanbeyli Kazası Merkezinin Reşadiye Köyüne nakli hk).
BCA, T. 5.7.1934, S. 10595, F.K. 30..11.1.0, Y.N. 87.19..16. (Konya ilinin Cihanbeyli kazasına bağlı Böğrüdelik Nahiyesinin kaldırılması ve buna bağlı köylerin yeni bağlılığı hk).
M. Hakim Oğuz Özel Arşivi.
Abdürreşit İbrahim Efendi’nin Hacı Mehmet Hakim Oğuz’a Ders Notları 1928, (Basım yeri ve yılı gösterilmemiştir, 2008).
AKALIN Mehmet, Böğrüdelik Tatar Ağzı-Türklük Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, yıl 1984’ten Ayrı Basım, İstanbul 1985.
Böğrüdelik Köy Rehberi 100. Yıl Anısına, Hazırlayan: 100. Yıl Organize Komitesi, Böğrüdelik Köyü sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği yayını, 2008, (Konya).
DÜNDAR Cevat, Anadolu’da Bir Fener Böğrüdelik 100. yıl anısına armağan, İstanbul 2007.
ŞEN Nesrin, 1996, Cihanbeyli-Böğrüdelik Köyü Türküleri, Gazi Üniversitesi Yayınlanmamış Yüksek Lisans tezi, Ankara.
TÜRKOĞLU İsmail, Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim, Türkiye Diyanet Vakfı yayını, Ankara 1997.
http://www.cihanbeyli.com/, 12 Aralık 2008.

KAYNAK ŞAHISLAR:
Behçet KILINÇ, 76 yaşında Böğrüdelikli.
Celil ÖZBEK, 1944 doğumlu. Almanya’dan emekli, köyde oturuyor.
Çetin ÜNAL, 45 yaşında, Böğrüdelik Muhtarı.
Mehmet Hakim OĞUZ, 1330/1914 doğumlu. Köyün ilk gönüllü öğretmen ve muhtarlarından. Abdürreşit İbrahim’in öğrencisi.
Selman OĞUZ, M. Hakim Oğuz’un oğlu, ilkokul mezunu, eski köy muhtarlarından.
Salih OĞUZ, 1971 Böğrüdelik doğumlu, ortaokulu Konya’da okumuş çiftçi. Selman Oğuz’un oğlu.

 



+ Paylaş
Makaleler
Beyşehir Şehit ve Gazileri
Eğitim Tarihi ve Sosyal Tarihçilik Açısından Eşsiz Bir Hazine
Abdürreşid İbrahim...
Bir Hicran Yarası: Mehmet Akif’in Mısır Hayatı...
Böğrüdelik...
Eşref Edib Fergan ve Sebilürreşad üzerine...
Geleceğimizin şekillendirilmesinde jeokültürel yapının rolü...
İttihat ve Terakki Basını
Mehmet Akif’te İslam birliği düşüncesi...
Milli Mücadelede Mehmet Akif...




SOSYAL VE BEŞERİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ

 

Anket

Türkiye’nin eğitim sistemi birlik ve bütünlüğü koruma konusunda yeterli midir?

Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin...
Bu sitenin tüm hakları saklıdır, sitede yer alan dökümanlar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...     bilgi@canerarabaci.com